Anasayfa | Hakkımızda | Künye | Meslek Kuruluşları | Reklam İletişim | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS

*** Güncel Hayvancılık Haberlerini Sitemizden Takip Edebilirsiniz...  



HABER ARA


Gelişmiş Arama

MAREK HASTALIĞI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Okunma  Yazar : Z. MISIRLIOĞLU
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 8507
Tarih  Tarih : 26 Kasım 2009 15:09

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

 
 
Yıllar öncesinde, 1998 yılında Macaristan'a PCR eğitimi amacıyla gitmiştim. Eğitim süresinde yanında çalıştığım dünyaca ünlü Virolog Dr.C.Dren bir gün beni Dr. Josef Marek'in evini ziyarete götürdü. O gün böylesine mütevazı yaşamın içinde çalışmalarını yürütmüş bir bilim adamının yıllar sonra bile üzerinde bitmeyecek tartışmalar yaratan bir hastalık virusunu tanımlamasının ne kadar önemli olduğunu ve bu günlere ne büyük bir miras taşıdığını düşünmüştüm. Aradan geçen on sene zarfında neler oldu? Ne değişti oturup düşündüm. Çok  bir şey değişmediğini gözlemledim. Hatta bazı şeylerin daha çıkmaz bir noktaya taşındığını gördüm...

Evet, hastalığın adının 1907 yılında Dr. Josef Marek tarafından konulmasının üzerinden koskoca bir asır geçmiş olmasına rağmen günümüzde hala popülaritesini koruyan ve daha uzun yıllar boyunca da koruyacağını düşünüyorum.
Marek Hastalığı, (Marek’s Disease MD) aşağıda söz edeceğim klasik klinik formlarının yanında yumurtacı ırklar üzerinde ve broylerlerde gözlemlenen en önemli etkisi bağışıklık sistemi üzerine gösterdiği immunsupresyondur. Günümüzde intansif kanatlı yetiştiriciliğinin oldukça yoğunlaştığı ülkemizde çoğu zaman Marek :Hastalığı ile beraber birçok hastalığın nasıl etkin olduğunu, birlikte daha şiddetli klinik bulguların geliştiğini bölgesel ya da genel olarak tavukçuluğun yoğun yapıldığı bölgelerde ne kadar önemli düzeyde ekonomik kayıplara sebebiyet verdiklerini gözlemlemeyenimiz yoktur herhalde.  Konunun önemine birde bu pencereden bakmamızda çok büyük yarar görüyorum. Beslenme ile ilgili soya kaosunun ülkemiz gündemini meşgul ettiği bu günlerde, bir taraftan da iklim gereği havaların soğuması ile beraber paramiksovirus, pneumovirusların etkisinin daha arttığını gözlemliyoruz. Newcastle Disease, Mg, Ms, ORT, SHS gibi hastalıkları sahada ve laboratuvar koşullarında gözlemlemekteyiz.

 

İşte bu aynı dönemde maalesef Marek hastalığı virusu da yumurtacı işletmelerin yoğun olduğu bölgelerimizde adını ciddi olarak duyurmakta ve hissettirmektedir. Hastalık, çok yönlü olarak ele alınmalıdır. Burada en önemli problemi immunsupresyon olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. Marek virusu, IBD virusu ve Reoviruslar gibi önemli immunsupressif viruslardandır. Bu özelliği hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Her zaman hatırda kalmalıdır.
Marek hastalığının adının konulduğu yıldan itibaren, gerek ABD’de, gerekse Avrupa ülkelerinde yayınlanan raporlarda hastalık insidansının hiçte küçümsenmeyecek düzeylerde arttığı görülmüştür. Bunun üzerine hastalığın kontrolüne veya korunmasına yönelik olarak aşı çalışmalarına hız verilmiştir. 1970 yılına gelindiğinde MD’ye karşı ilk aşı geliştirme çalışmaları tamamlanmış ve aşısı uygulanmaya başlanmıştır. Bu yıldan itibaren hastalıkla mücadelede önemli mesafeler kat edilmiştir.  Ancak bir süre sonra aşılamalara rağmen hastalık yine kontrol altına alınmaktan çıkmış, aşı yapılmış sürülerde dahi önemli ekonomik kayıplar fazlası ile dikkat çekmiştir.

O yıllardaki bilgilere geri dönüp bakıldığında salgınlar nedeni ile yumurta ve etlerinin tüketilmesinin bile yasak olması sektörü çok ciddi olarak ekonomik darboğaza sokmuş, o günün koşullarında yapılan tavukçuluk çok ciddi darbeler almıştır. Ortaya çıkan ekonomik kayıp totalde bir milyar doların üzerine çıkmıştır. Bu durum üzerine yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde yeni aşı teknolojileri gündeme taşınmıştır. 1980’li yıllarda geliştirilen yeni Marek aşıları ile ortaya çıkan salgınların önüne geçilebilmiş, hastalığın insidansı düşürülebilmiştir.

Böylesine zor olan ve belli dönemlerde ortaya çıkan Marek salgınları. Bilim çevrelerini bu hastalık ile mücadelede yeni arayışların içerisine sürüklemiştir.

Burada Marek hastalığı nedir sorusunda bilgilerin bir kez daha yinelenmesinde yarar görmekteyim;
Hastalık etkeni olan virus Herpesvirus ailesi kapsamında yer alır zarflı bir DNA virusudur. Hastalığın bilinen üç serotipi mevcuttur. Serotip-1, Serotip-2, Serotip-3.

Bu üç serotipte hastalığın karakterini ortaya koyabilen özellikleri taşımaktadır.


Serotip-1;  Virulensleri orta ve çok virulent olarak sınıflanırlar ve onkojenik virulent viruslar olarak bilinirler. Bu grup içerisinde yer alan ve orta derecede  virulans gösteren Marek MHV CVI-988 suşu olarak bilinir. Hollanda, CVI 988 suşu ile Rispens aşısını üretmiştir. Bu suş aynı zamanda sürüler arasında horizontal bulaşmada önemli etki göstermektedir.

 

Serotip-1 içerisinde yer alan virulant viruslar ise JM, HPRS-16 suşlarıdır, virulant suşların atenuasyonu sonucu geliştirilen aşılar uzun yıllar başarı ile kullanılmıştır. 1990 lı yıllarda da yine hastalığa yönelik olarak ABD’de yüksek virulanslı salgınlar ortaya çıkmış ve çok ciddi ekonomik kayıpların görülmesine neden olmuştur. Bu salgınlarda dikkat çeken;
* Sinirsel belirtiler; Transient paralysis, floppy broiler syndrome,
* Kalpte, yumurtalıklarda, testislerde, kasta, akciğerde gelişen Visceral tümör oluşumları. 
Deride görülebilen belirtiler; Tüy folliküllerinde gelişen tümörler.


Serotip-2; Bu grupta yer alan viruslar onkojenik olmayan Marek Hastalığı virusunu kapsarlar.
Bu serotipin en fazla bilineni SB1 aşı suşu olarak geliştirilmiştir ve Hindi herpes virusu (THV) ile hazırlanan aşı ile birlikte uzun yıllar bivalan aşı olarak sahada kullanılmıştır.

 

Serotip-3; Hindilerden izole edilen virustur, tavuklarda infeksiyona neden olmaz, bu suş ile monovalan ve bivalan aşılar hazırlanarak kullanılmıştır.
Marek hastalığı salgınları karakteristik olarak stabil bir seyir göstermemektedir, literatürler ve sektör raporları incelendiğinde dünya genelinde genel olarak onar yıllık dilimlerde yaygın bir salgın ile kendini gösterdiğini söylemek mümkündür.
Morbidite %10-50, mortalite ise %80-100 gibi yüksek oranda birkaç haftalık sürede yayılım gösterir. Hastalığı geçiren hayvanların diğer bakteriyel, viral, paraziter hastalıklara karşı duyarlılığı da oldukça artış göstermektedir. Geç Marek hastalığına bağlı ölümler ise 40 haftalık yaşa kadar orta ve yüksek oranlarda görülebilir.  Hastalığın bulaşması solunum sistemi başta olmak üzere, infekte tüyler aracılığı ile olabilmektedir. Ayrıca karıncalarda hastalığın kümes içerisinde ve kümesler arası yayılmasında önemli rol oynamaktadır.  İnfekte tavuklar yaşadıkları süre içerisinde virus rezervuarı olarak portör konumunda kalırlar. Vertikal yani anadan kan yolu ile bulaşma önemsenmemektedir.
Belirtilerinden Kısaca Söz edecek olursak;
* Bacak, kanat ve boyun felci,
* Zayıflama
* Gri renkte iris ve irregular pupilla
* Tüylerde, düzensizlik ve kabarmalar dikkat çeker
Nekropsi Bulguları;
* Karaciğerde, dalakta, böbreklerde, akciğerde, testis, ovariumda, kalp ve iskelet kaslarında neoplastik dokuya özgü gri-beyaz odaklar dikkat çeker.
* İşyadik sinirde kalınlaşma, ödem ve asimetri gözlenebilir
* Mikroskopik olarak; polimorfik lymphoid infiltrasyon dikkat çekicidir.

Tanı;
Hastlığın geçmişi, klinik bulgular, lezyonların yayılımı, etkilenilen yaş ve teyit aşamasında histopatoloji, immunohistokimya yöntemlerinden yararlanılmaktadır.
Ayırıcı Tanı;
Öncelikle Lemfoid Lökosisten ve botulismden ayırımının yapılması gerekir. Ayrıca, özellikle yumurta startının verildiği günlerde Ca/P ve D Vitamini yetersizlikleri yönünden incelenmelidir. Özellikle yumurtlamaya başlama döneminde thiamin yetersizliği göz ardı edilmemelidir.


Tedavi;
Hastalık viral kökenli olmasından dolayı tedavi sözkonusu değildir.

Koruma;
Biyogüvenlik önlemleri tavukçuluğun her aşamasında olduğu gibi Marek hastalığı mücadelesinde de ön plana çıkmaktadır.
Aşı ile koruma programları her zaman en güvenilir biyogüvenlik halkasını teşkil etmiştir. Bu amaçla Monovalan aşılamaların yanında Serotip-1,2 bivalan aşılama uygulamaları yapılmaktadır. Ayrıca embriyonal dönemde uygulanan (18.gün transferde) inovo aşılamalar ile yüksek virulensli salgınlara karşı korunma yüzdesi oldukça arttırılmıştır. Bu amaçla rekombinant Marek aşılarının geliştirilmesi ile sonuçlar çok daha iyi seviyelere taşınmıştır. İnovo aşılama tekniği ile broyler sürülerinde de hücresel Marek infeksiyonlarından korunma sağlandığı çok iyi bilinmektedir. Bu konuda ülkemizdede başarılı sonuçlar alınmıştır. Bu sayede immunsupressif etkilerden önemli bir segment olan Marek hastalığının eradike edilmesi sağlanabilmektedir.

Ancak, üzerinde önemle vurgulamak gerekirse,

Aşı uygulamaları tek başına hiçbir zaman başarı getirmez, bilinmeli ki civciv kuluçkada aşılandıktan sonra kümese geldiğinde immunizasyon daha gelişmemiştir. Kümes bir önceki dönemin Marek artıklarından tam olarak temizlenmemiş ise, yeni gelen civcivlerin de Marek hastalığına yakalanması kaçınılmaz olacaktır.

Diğer taraftan işin birde kuluçkahane aşamasına ve buradaki aşılama uygulamalarına bakacak olursak. Bu seviyede ise hücreye bağlı olarak üretilen (cell-associated) aşıların uygulamasında çok dikkat edilmelidir, diğer enjektabl inaktif aşı uygulamalarından ayrı düşünülmelidir. Çünkü bu seviyede de çok ciddi hatalar yapılmaktadır. Bu nedenle her hangi bir aşı manüplasyon hatasına karşı civcivlerin ikinci kez aşılanmasında çok büyük yarar görüyorum.

Aşılama aşamasından sonra civciv sevkiyatında civcivlerin hırpalanmadan dinlendirilerek sevk edilmesinde sayısız yararlar vardır.

Kısaca, Marek mücadelesinde, diğer hastalık mücadele stratejilerinde olduğu gibi çok yönlü kontrol programları uygulanmalıdır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; Marek mücadelesinde çoklu faktörlerin sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir; 

Aşı firmalarının sorumluluğu; Aşı kalitesi, aşı sevkiyatı.

Damızlık firmalarının sorumluluğu; Civciv kalitesi, aşı manüplasyonu, civciv sevkiyatı,

Yetiştirme firmalarının sorumluluğu; Kümes hijyeninin maksimum düzeyde sağlanmış olması, all in all out kuralının ihmal edilmemesi gerekmektedir.

İşte bu üçlü faktörün iyi işlemesi sadece Marek hastalığı mücadelesinde değil, genel anlamda  işletmeyi sağlık problemlerinden optimal düzeyde uzak tutacaktır.

 

Dr.Ömer Zeyyad MISIRLIOĞLU

Uzm.Veteriner Hekim

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Sponsor Firma Videoları















Tahir S. YAVUZ Tahir S. YAVUZ
Veteriner Tıbbi Ürünlerde Yeni Düzenlemeler
H.Yücel ASI H.Yücel ASI
Mineraller ve Mineral Eksiklikleri ve Akut Selenyum Zehirlenmeleri
Z. MISIRLIOĞLU Z. MISIRLIOĞLU
SALMONELLA Mücadele Etmesi Zor Sinsi Düşman
Remzi CİĞERLİ Remzi CİĞERLİ
Prof. Dr. Rüveyde Akbay; GERÇEK BİR SOSYAL MİMAR
Mehmet ALKAN Mehmet ALKAN
HAYVANCILIĞIMIZIN SONUNU HAZIRLIYOR
M.İhsan SOYSAL M.İhsan SOYSAL
Evcil Hayvanlarda Milli Eylem Planı Neden Gereklidir?
Güney GÖKÇELİK Güney GÖKÇELİK
SPİROKETOZİS
Oktay DEPREM Oktay DEPREM
PET BESLEME ALIŞKANLIĞI

SON DAKİKA HABERLERİ

ANKET

Kırmızı Ette İşlenmiş Ürünlere Göre Tercih Ettiğiniz Marka
















Tüm Anketler

hayvancilikhaber.com Bir ENFORMASYON MEDYA GRUBU Kuruluşudur. Tüm Hakları Saklıdır..
RSS Kaynağı | Yazar Girişi


Altyapi: MyDesign Haber Sistemi